Siyasette Ölçü

Siyasetin Tarifi ve Mahiyeti

Siyasetin Tarifi ve Mahiyeti

Bir terim olarak siyaset: “Devleti ilgilendiren olayların sistematik ve düzenli bilgisidir.” Başka bir ifade ile “siyaset, devlet idare etme sanatıdır.”[1]

Diğer bir tarife göre de, siyasî bir parti kurarak, memleket idaresine tâlip olmak ve kendisine has düstur ve prensiplerle devlet yönetimini ele almaktır.

Siyaset, “diplomatlık”, “politika” anlamlarına geldiği gibi, “insanların dünya ve âhiret işlerini tanzim etme gayreti ve mesaisi” mânâlarına da gelir.

Bu tariflerden anlaşıldığı üzere, siyasetin esasında, “iktidarı elde etme ve bunun için siyaseti meslek olarak seçmek gayesi” yatmaktadır. Bu açıdan “siyasetçi” yahut “siyasî insan” tâbirinden gaye ve emelini bir siyasî parti kanalıyla gerçekleştireceğine inanan ve ona intisap eden, partisi hesabına faaliyet gösteren ve rey isteyen kimse anlaşılmalıdır. Daha kısa bir ifade ile; oy veren değil de oya tâlip olan, oy isteyen siyasetçidir. Öyleyse seçim zamanı geldiğinde Kur’ân, vatan ve millet maslahatı nâmına bir partiyi tercih etmek “siyasetçilik” olarak anlaşılmamalıdır. Oy kullanmak vatanî ve millî bir vazifedir. Çünkü vatan ve millet maslahatı için gayret gösterenlere oy vermemek, siyaseti şahsî emellerine ve menfaatlerine âlet edenlere yardım hesabına geçer.

Bediüzzaman, “Siyasî bir parti” kurarak iktidara tâlip olma mânâsındaki bir siyaset anlayışından şiddetle kaçınmış ve talebelerini de kaçındırmıştır. Fakat talebesi Bayram Yüksel’in anlattığına göre, 1957 seçimlerinin yapıldığı 27 Ekim günü diğer talebesi Zübeyir Gündüzalp’le beraber Isparta’da bulunan Bey Camiinde bizzat sandık başına gitmiş: “Benim reyim ehemmiyetlidir” diyerek Demokrat Partiye rey vermiştir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Bediüzzaman Hazretleri fiili siyasete girmemiş fakat siyasileri irşad ve ikazdan da hiçbir zaman geri durmamıştır. Mesela 1950 yılında Demokratlar iktidar olduktan sonra, Reisicumhur Celâl Bayar ve heyet-i vükelasını (bakanlar kurulunu) tebrik etmiş; zaman zaman onlara yol göstermiştir. Bediüzzaman’ın Demokratlara yol gösterici mektuplarından bazılarının başlıklarını, bu meselemizi izah ve ispat etmesi yönünden aşağıya alıyoruz.

Emirdağ Lahikası’ndaki: “Reisicumhur Celal Bayar ve Heyet-i vükelâsına”, “Reisi Cumhur, Heyet-i vekileye, Başbakanlığa, Adliye Bakanlığı Yüksek Katına, Diyanet Riyasetine”, “Demokrat Dindar milletvekillerine bir hakikati ihtâr”, “Kalbe ihtar edilen içtimâi hayatımıza ait bir hakikat”, “Risale-i Nur’un vatana, millete ve İslâmiyet’e büyük hizmetini kabul ve takdir eden Başvekil Adnan Menderes’e üstadın yazdığı bir mektup”, “Sayın Adnan Menderes”, “Demokratlara büyük bir hakikati ihtar” gibi pek çok mektupları ile Bediüzzaman, devrin siyasilerine sıhhatli bir yön verme gayesiyle tenvir ve irşad vazifesini hassasiyetle yürütmüştür.

Bütün bu mektuplardan anlaşıldığına göre, Bediüzzaman, siyaseti dinsizliğe âlet edenlerin karşısında olduğu gibi, dini siyasete âlet edenlerin de karşısında olmuştur. Daima siyaseti ve siyasileri İslâmiyet’e dost ve vesile etmeye çalışmıştır.

Adnan Menderes’e yazdığı mektupta; Kur’ân, İslâmiyet ve vatan hesabına bütün kuvvetiyle talebeleriyle ve dersleriyle Demokrat partinin iktidarda kalmasını muhafazaya çalıştığını ifade etmektedir. Hem aynı mektubunda:

“Bu asil Türk milleti, ihtiyarıyla o partiyi (Halk Partisini) katiyen iktidara getirmeyecek. Çünkü Halk partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır. Hâlbuki bir Müslüman hiçbir zaman ecnebilerle mukayese edilemez. İşte bunun için hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi için Demokrat Partiyi Kur’ân, vatan ve İslâmiyet nâmına muhafaza etmeye çalışıyorum.”[2]

Bediüzzaman mâhir bir kimyager, mütehassıs bir doktor ve hâkim bir sosyolog gibi siyasî meseleleri teşhis ve tahlil etmiş, fakat particilik mânâsındaki fiili siyasetten şiddetle kaçınmıştır. Demek siyasî meseleleri tahlil etmek, anlatmak ve rey tercihi yapmak “siyasetçilik” değildir.

Özellikle 1950’den sonra onun siyasî meselelere sıhhatli yön verme şeklindeki temayülü ve düşünceleri, siyasal tercih yapmamız noktasında bize ölçü kazandırmakta ve yol göstermektedir. Bediüzzaman, sağ partilerin dağınıklıktan ve bölünmüşlükten kurtulup tek bir partide toplanmalarının lüzumunu, müteaddit ve tekidli ifadeleriyle izah etmiştir. Nitekim 1960’dan önce, Demokrat Parti’ye karşı “İslâm Demokrat Partisi”ni kurmaya teşebbüs eden Cevat Rıfat Atilhan ve Eşref Edip gibi zâtları ikaz ederek, hareketlerinin zararlarını belirtmiştir. C. Rıfat Atilhan’a: “Kardeşim, Adnan Menderes’in aleyhine yazı yazmayın. Adnan Bey Müslümanların dostudur. Onun kalbi bizimle beraberdir.”[3] demiştir. Demokrat partiyi başta tutmanın ve muhafaza etmenin ehemmiyetini beyan etmiş ve hatta bu hususta ehl-i îmanı bu partinin muhafazasına ve yardımına dâvet etmiştir.[4]

Hükümet, kuvvetli bir otoritedir. Her kademede teşkilatlanmış bir kuvvet bütünüdür. Kuvvetli hükûmet, kuvvetli icraat demektir. İcraatın tahakkuku için de, her tabakada kendi felsefe ve ideolojisine hizmet edecek kadroya ihtiyaç vardır. Kadrosunu tamamlamamış bir parti hizmetini yürütemeyeceği gibi, siyasî sahada müessir ve muvaffak da olamaz. Nitekim kadrosunu hazırlamadan, memleketin şartlarını, zaman ve mekânın tesirini dikkate almadan ortaya çıkan bir parti, vaatlerini yerine getiremeyince yalan, iftira, gıybet ve riyâkârlık gibi günahlara girmeye mecbur olacaktır.


[1]           Mürsel, Sefâ, Devlet Felsefesi, s. 221.

[2]           Nursi, Emirdağ Lahikası, II/214.

[3]           Şahiner, Necmeddin, Elif Kültür İlavesi, 1 Nisan 1977.

[4]           Bkz. Nursi, Emirdağ Lahikası, 2. Cilt.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X