Üstad’ın Evindeyiz
Köyün içinden geçerken rastladığımız herkes bize hoşâmedî ediyor, güler yüzle, tatlı sözlerle iltifatta bulunuyorlardı. Bunların bir kısmının da katılmasıyla, Üstad’ın eskiden kaldığı evin önüne geldiğimizde tam bir cemaat teşekkül etmişti.

Üstad’ın Barla’daki evi
Şimdi meşhur çınar ağacının altındayız. Bu muhteşem ve yaşlı çınar ağacının dalları, yeşil yaprakları bahar rüzgârı altında titriyor ve sanki bir çeşit ihtilâç ve helecan duygusuyla çırpınıyordu. Balkonda dallar arasında bir merdiven uzanmıştı. Merdivenin sonu, itina ile oturtulmuş bir çardağa varıyordu. Bu çardak, sanki bir bülbül yuvasıydı. Köylüler bu çardağı işaretle:
– İşte, oturduğu ve ekseri geceler tefekkür ve tezekkürünü yaptığı çardağı, dediler teessürle:
– Epeydir, hazinâne zikir seslerine hasret kaldık. Artık, seher vakitleri buradan geçerken, O’nun yanık zikir seslerini işitemez olduk, diye ilâve ettiler.
Üstad’ın, seher vakitleri bu yuvada bir andelib-i zîşan gibi ettiği hazinâne ve garibâne niyazlarını duyar gibi oldum. Bu his ve tahayyülle, burası nazarımda öylesine ulvîleşti, öylesine genişledi ve öylesine ihtişamlı bir keyfiyet kazandı ki, dünyanın en muhteşem sarayları bile bunun yanında sönük kalırdı. Çünkü ondaki âsudelik, ondaki güzellik, ondaki şirinlik, ondaki huzur, ondaki sürûr ne saçaklı saraylarda, ne ihtişamlı kâşânelerde, ne de mutantan köşklerde bulunabilirdi. Burası âdeta Cennet’ten bir köşeydi.

Üstad’ın Cevşeni. Abdullah Yeğin Ağabey’in Necati Kurşunoğlu’na hediyesi
Sıddık Süleyman:
– Haydi, Üstad’ın evine, medreseye çıkalım, dedi.
Hep beraber medreseye çıktık, oturduk. Yerde, duvar diplerinde sıra sıra yayılmış minderler vardı. Bir köşede ufak bir teneke soba duruyordu. Duvarlar beyaza boyanmıştı. Oda gayet sade ve mütevâzıyâne döşenmişti. Burada insanı kendine çeken bir başka hava vardı. Bu derûnî havayı tariften âcizim. Evet, bu hava, ne bağistanda, ne gülistanda bulunurdu. Onun hazzı ne menekşelerden, ne şükûfelerden duyulabilirdi. Teneffüs ettiğim havaların hiçbirisine benzemeyen bu esrarlı hava, beni mânevî iklimlere doğru çekip sürüklüyordu.
Bu medresenin her taşına sinen bu mânevî havayla kendimi âdeta bir nûristana girmiş gibi gördüm ve bir vecd içinde sanki kendimden geçtim.
Barlalılar Üstad’ın Varlığıyla Müftehirdiler
Daha sonra bize izzet ve ikramda bulundular. Barlalılar gerçekten halim selim, mütevazı ve misâfirperver insanlardı. Fakat bu sâkin görünüşlü insanlar, Üstad’larından bahsederken birdenbire değişiyorlardı. Yüzlerine bir sevinç ve heyecan dalgası yayılıyordu. Evet, bunlar, Üstad’dan tefeyyüz etmiş faziletli insanlardı. İnsan, onların bitmez tükenmez bir enerjiyle anlattıkları hatıraları dinlerken, –ister istemez– sözlerinin hiç bitmeyeceği kanaatine varıyordu. Üstadın bir nümûne-i fazilet olduğunu, insanlığın zübde-i kemâlinde bulunduğunu, fıtratında müstesna bir kabiliyetin mevcut olduğunu iştiyakla anlatıyorlardı. Hususî bir feyze mazhar olduğunu, kudret-i ilmiye ve kuvve-i kudsiye sâhibi bulunduğunu ifade ediyorlardı.
– O, serâpâ kemâl-i irfan ve hamasetle müzeyyen bir insan-ı kâmildi, diyorlardı.
– Evet, hakikaten bahtiyarsınız dedim. Risale-i Nur’un burada neşredilmesiyle köyünüz büyük bir imtiyaz kazanarak mümtaz karyeler sırasına girdi. Barla; dağlarıyla, bağlarıyla Üstad’a bir medrese oldu, kürsü oldu, rahle oldu… Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın kudsî hakikatleri buradan tebellür etti ve Barla cihandeğer bir kıymet kazandı.”
Onlar da:
– Lillahilhamd, bu lütf-u İlâhî’nin şuurundayız. Cenâb-ı Hak, bu nimeti bize ikram etti, dediler.
Üstad’ın Barla’da bulunmasından müftehirdiler. Fakat O’nun devamlı murâkabe ve tarassut altında tutulmuş olmasından da müteessirdiler. Teessürlerinde gayet haklıydılar. O, başka milletlerde olsaydı böyle mi muamele görürdü? Hiç şüphesiz başlara tâc olurdu. Kâşânelerde, saraylarda ağırlanır, taziz edilirdi. Belki de O’nun için fildişinden kuleler yapılırdı. Ama böyle olmamış, aksine bu ücra köyde ikamete mecbur edilmişti. Sonra, kendi kendime şöyle söylendim: “Elbette Üstad’ımız, bu haksız muamelelere maruz kalmamalıydı. O’nun gerçek değeri er geç anlaşılacak ve inşâallah O, gelecek nesiller tarafından taziz ve tebcil edilecektir. Kıyâmete kadar hürmetle, minnetle yâd edilecektir.”

Bu konuda geri bildirim bırakın