Gönül Damlaları

Vefâkar kardeşim Necati Bey

Vefâkar kardeşim Necati Bey

Kalp ve vicdanınızdan çağlayan, rûhunuzdan nesim-i bahar[1] gibi kopup gelen, muhabbet-i hakikiyeyi[2] muhtevi mektubunuzu aldım.

Nezâketinize, insaniyetinize ve hüsn-ü terbiyenize âyine olan bu hasretnâmeniz cidden zevk ve şevkimi artırdı. Hususan, bir iştiyak-ı rûhanî[3] ile müştak[4] bulunduğunuz hizmetinize; ilim, irfan, istikamet ve şecaat rükn-ü azimi[5] ile müeyyed[6] bulunan ve cihan tarihinin yegâne medâr-ı iftiharı olan şanlı bır imparatorluğun neşvünemâsına memba-i feyz olmuş Eskişehir gibi bir beldeden hâkimane tedbir ve sâdıkane ihlâs ile devam etmenizden dolayı rûhumun hissettiği sürûr-u nâmütenâhîyi[7] değil ki benim gibi, belki fenn-i belâgatin[8] künuz-u esrarına[9] zarf ve sadef olan bir kalbin lisanı ancak şerh ve beyan eder dersem, sezâdır efendim…

Bilirsiniz ki, bu asırda iki cihana ait hizmetler içerisinde en revnaktar, saadet-âver[10] ve en mergub[11] bir hizmet, muazzez Üstâd’ımızın daire-i irfanda, efkâra takdim ettiği hizmettir.

Aziz Efendim, İşte Feyyaz-ı Mutlak bizleri böyle en büyük bir dairede, en azim bır gayede, en kudsî bir hakikatte, en nezih ve ulvî bir dâvâda, hiçbir erbab-ı irfanın kalemlerinin dökmeye mecali olamadığı kudsî mârifet ve hakikatler ile meşgul ediyor. Elhamdülillah.

Bu hizmetinizi Melek-i Mukarrebinler ve mârifet burcunun feriştahları[12] kendi kudsî makam ve menzillerinden kemâl-i takdir ve tebcil ile temâşâ ederek tekeyyüf[13] ediyorlar. Demek ki âsumânın medâr-ı şevki olan böyle bir hizmetten dolayı menâzır-ı âlâ’nın[14] murakabesi altındasınız, artık siz bilirsiniz.

Evet efendim, mâzi sizleri alkışladığı gibi, istikbâl dahi sizleri bağrına basacak… Mâzi ile istikbâl arasında mutavassıt[15] bir köprüsünüz. Köprü olmak kolay mı ki? Meşakkat, firak ve hasret gibi musibetlere tahammül edemeyenler köprü olamazlar. İstikametle cehd ve gayret içerisinde sımsıkı ve dimdik duranlar köprü olur. Asrın sıkletini çekmek için toprak gibi mütevâzı, çelik gibi muhkem olmak lazım. Yeni nesillerin saadet ve necâtı; fedakâr, gayyur ve sebatkâr Necatiler ister.

İşte böyle muhteşem bir hizmetin ve böyle bir saadet-i âliyenin kemâli iki şeye mütevakkıftır:[16] Mârifet-i âliye,[17] ikincisi fünun-u medeniyedir.[18] O kemâl ve zafere vesile ise, her hazinenin anahtarı olan sabırdır.

Dün âlemin merkezinde bir dürr-ü yektâ[19] olan şu  devlet-i âli Osmaniye mezkûr iki esas ile berkarar ve berdevam idi. Hatta bu sayede, dünyada her ne kadar saadet ve kemâlat var ise, cümlesi buradan tevzî[20] ve takdim olurdu. Cihanın aktar-ı erbaasına[21] ilim ve irfan, ahlâk ve iffet buradan tebellür[22] ederdi.

İşte benim sevgili cânanım. Sizler de şu ecdâdınızın şânına lâyık olmak için iradenizin dizginini acul[23] ve sabırsız olan arzu ve hislerinizin elinden alıp, akıl ve mârifetinizi his ve heyecanınıza hâkim kılarak yeni yetişecek nesillere ilim ve fazilet, fedakârlık, sebat ve metânet gibi evsâf-ı âliyede[24] örnek olmakla metin ve müstakim bir köprü vazifesini deruhte ediyorsunuz. Elhamdülillah… bi-avnillah…[25] bi-inâyetillah…[26] bi-lütfullah…[27]

Her zaman sizin medâr-ı teselliniz, Hizmet-i Kur’âniye’de muin ve müzâhiriniz[28] olan refikanız Münteha Hanım’a selam ve dua eder, rûh-u pür-envârınızı[29] tes’id[30] ve tenvire[31] namzet olan Said ve Nuriye’nin de gözlerinden öper, sizlere hayırlı halef olmalarını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ederim. Şevket Bey ve diğer kardeşlere selam ederim.


Mehmed Kırkıncı


[1]       Nesim-i bahar: Bahar rüzgârı.

[2]       Muhabbet-i hakikiye: Gerçek sevgi.

[3]       İştiyak-ı rûhanî: Rûhi arzu.

[4]       Müştak: Şiddetle arzu eden, özleyen, hasretini çeken.

[5]       Rükn-ü azim: Büyük rükün, esas.

[6]       Müeyyed: Kuvvetlendirilmiş.

[7]       Sürûr-u nâmütenâhî: Sonsuz bir sevinç.

[8]       Fenn-i belâgat: Düzgün ve yerinde söz söyleme yollarını gösteren ilim dalı.

[9]       Künuz-u esrar: Gizli hazineler.

[10]      Saadet-âver: Mutluluk veren, huzur getiren.

[11]      Mergub: İstenilen, arzu edilen.

[12]      Feriştah: Bir işi en iyi bilen, en iyi yapan kimse, üstat.

[13]      Tekeyyüf: Bir nitelik kazanma.

[14]      Menâzır-ı âlâ: Yüksek görüş.

[15]      Mutavassıt: Aracılık eden.

[16]      Mütevakkıf: Olması, gerçekleşmesi bir şeye bağlı olan, bağlı.

[17]      Mârifet-i âliye: İlimleri bilme.

[18]      Fünun-u medeniye: Modern ilimler.

[19]      Dürr-ü yektâ: Benzeri olmayan.

[20]      Tevzî: Dağıtma, ait olduğu yerlere verme, dağıtım.

[21]      Aktar-ı erbaa: Dört taraf, dört bölge.

[22]      Tebellür: Açık şekilde ortaya çıkma, belirme.

[23]      Acul: Çok aceleci, tez canlı, telaşçı, sabırsız.

[24]      Evsâf-ı âliye: Yüce vasıflar, özellikler.

[25]      Bi-avnillah: Allah’ın yardımı ile.

[26]      Bi-inâyetillah: Allah’ın inâyeti, ihsanı ile.

[27]      Bi-lütfullah: Allah’ın, lütfu, yardımı ile.

[28]      Müzâhir: Arka çıkan, destek olan, yardım eden.

[29]      Rûh-u pür-envâr: Rûhu nurla dolu.

[30]      Tes’id: Kutlama, tebrik etme.

[31]      Tenvir: Işıklandırma, aydınlatma.

    Bu konuda geri bildirim bırakın

    • Değerlendirme
    X