Pür-himmet[1] ve hürmet, nûr-u aynım[2] Şevket Beyefendi
Lehü’l-hamd ve’l minne[3] hatır ve gönlümüzü mesrur ve mesud eden selâm ile beraber, sıhhat ve âfiyetinizi hâvi[4] bir iltifatnâme-i âlilerinizi aldım, memnun oldum. Cenâb-ı Vâcib’ül-Vücud medine-i kalbinizi[5] pür-nûr[6] eylesin, âmin.
Aziz Efendim; Fâtır-ı Hakîm[7] celle şânuhû[8] Hazretlerine nihayetsiz hamd-ü senâlar olsun ki, mukteza-yı hâl[9] ve şânına muvâfık ve münâsip olarak ezelî bir tecelliye mazhariyetle, mehbit-i sünûhat[10] ve ilhamat olan, kuvve-i kudsiye[11] sâhibi, Müceddid-i Âzam[12] Bediüzzaman Hazretlerini irşad ve tecdid[13] vazifesiyle tavzif[14] edip, bu asrımızın imdadına gönderdi.
Evet, O Zât, mâkes ve mazhar bulunduğu, idrakat-ı külliye[15] ve melekât-ı ilmiyesiyle[16] künuz-u Kur’âniye’den[17] tebellür[18] eden, pırlanta-misâl manzume-i hakaik[19] ve hem güneş misâl eserleriyle, sizin gibi birçok fedakâr vefadâr, âlicenap ve tâlib-i hakikat-ü mârifet olan mücahid kardeşlerin kalp ve dimağlarını tamir ve tenvir[20] etmekle, zulmetten nûra, süfliyetten[21] ulvîyete ve hatta evc-i bâlâ[22] ve zirve-i kemâlata terakkî[23] ve teâlîye[24] vesile etmiştir.
Muhterem Efendim; işte hâiz[25] olduğumuz bu nimet-i uzmâ[26] ve nâili bulunduğumuz bu devlet-i behçet;[27] nasıl ki, yirminci asrın dalalet karanlıklarını Kur’ân ufkundan doğan o İlâhi ziyâlarla aydınlattığı gibi, kıyâmete kadar gelecek nesl-i âtinin de îman, irfan, iffet, haysiyet, hürriyet elhâsıl, saadet ve hidâyetlerine mâni olacak küfür ve dalâlet bulutlarını dağıtmaya kâfi gelecek bir saadet ve hidâyet güneşi olduğuna îman ve yakînim[28] vardır.
Binâenaleyh, gece gündüz minnet ve şükranlarımı mucib olan bu Kur’ânî ve îmani hizmetin nefâsetini[29] müşâhede ettikçe, hayatıma sürur, hidâyetime revnak, îmanıma kemâl, feyz ve saadetime bereket vermekle ruh ve gönlümün mizacında bir aşk-ı lâhutî[30] ve Rabbânî esrarların tazelenmekle neşvünemâ neşesini vicdanen hissedip ve kalben telezzüz[31] ediyorum.
Nihayet binler selâm ve dualarla, Cenâb-ı Allah umumumuza samimi ihlâs, idrak, temkin, tedvir,[32] tefekkür ihsan buyursun.
6 Temmuz 1977
Mehmed Kırkıncı
[1] Pür-himmet: Yardımsever.
[2] Nûr-u ayn: Göz nûru.
[3] Lehü’l-hamd ve’l minne: Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.
[4] Hâvi: İçine alan.
[5] Medine-i kalb: Mânevî kalp, gönül.
[6] Pür-nûr: Çok nurlu, parlak.
[7] Fâtır-ı Hakîm: Her şeyi hikmetle ve harika üstün sanatıyla yaratan Allah.
[8] Celle şânuhû: Şânı yüce olan.
[9] Mukteza-yı hâl: Hâl ve durumun muktezası, gereği.
[10] Mehbit-i sünûhat: Birden hatıra gelen, içe doğan şeylerin inmesi.
[11] Kuvve-i kudsiye: Mukaddes güç, mânevî kuvvet.
[12] Müceddid-i Âzam: En büyük müceddid, yenileyici; sahih hadîs ile her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinin hakikatlerini, asrın ihtiyacına göre ders veren peygamber vârisi olan en büyük âlim zât.
[13] Tecdid: Yenileme, yenilenme.
[14] Tavzif: Vazifelendirme, görevlendirme.
[15] İdrakat-ı külliye: Her şeyi kuşatan anlayış.
[16] Melekât-ı ilmiye: İlmî melekeler, yetenekler.
[17] Künuz-u Kur’âniye: Kur’ân’ın hazineleri.
[18] Tebellür: Açık şekilde ortaya çıkma, belirme.
[19] Manzume-i hakaik: Hakikat manzumesi; belli bir düzen içinde yerleşmiş hakikatler.
[20] Tenvir: Aydınlatma, nurlandırma.
[21] Süfliyet: Süflîlik, bayağılık.
[22] Evc-i bâlâ: Bir şeyin en yüce, en yüksek noktası, doruk.
[23] Terakkî: İleri gitme, ilerleme, gelişme.
[24] Teâlî: Yükselme, yücelme, âlî olma.
[25] Hâiz olmak: Herhangi bir niteliği taşımak, ona sâhip olmak.
[26] Nimet-i uzmâ: Büyük nimet.
[27] Devlet-i behçet: Büyük güzellik.
[28] Yakîn: Bir şeyi şüphesiz olarak tam ve doğru şekilde bilme.
[29] Nefâset: Güzel, nefis, çok beğenilir nitelikte olma.
[30] Revnak: Göz alıcı güzellik, parlaklık, tâzelik, letâfet.
[31] Telezzüz: Zevk alma, hoşlanma, hazzetme.
[32] Tedvir: Çekip çevirme, idare etme.

Bu konuda geri bildirim bırakın