Hikmet Pırıltıları

Zîhayat ‘İnsan’ Kelimesi

Zîhayat ‘İnsan’ Kelimesi

İnsan kelimesindeki her bir harf, tek başına bir mânâ ifade etmediği hâlde, bir intizam ile bir araya geldiklerinde mezkûr[1] kelime meydana geliyor. Bir harfin dahi kâtipsiz olamayacağı bedîhî[2] olduğundan, elbette ki bu beş harfi bu tarz ile bir araya getiren bir zât olacaktır. Zira bu harfler birbirini tanımadıkları, bilmedikleri ve bir araya gelmeyi düşünemeyecekleri gibi, her bir harf de “İnsan” kelimesinden ve onun ifade ettiği mânâdan bîhâberdir.

İşte bütün bu keyfiyetler, bu kelimenin mutlaka hem harfleri hem de kelimeyi bilen kâtip tarafından yazıldığını göstermektedir.

İnsan kelimesi yerine şimdi de bir insanın şahsını düşünelim. İnsan kelimesi beş harften teşekkül ettiği gibi, bir insan da kâinattaki bütün unsurlardan yazılmıştır. Bu unsurlardan her biri, kelimedeki harfler kadar şuursuz ve câhil olduklarına ve hiçbirisi insaniyet mânâsından haberdar olmadıklarına göre, elbette ki bu anâsır harflerinden bu zîhayat kelimeyi yazan bir Hakîm-i Zülkemâl vardır.

Tek başına kalmış bir “İ” veya “S” harfiyle “İnsan” yazmanın mümkün olmaması misâli, kâinatta da hikmet-i İlâhiye’nin iktizasınca tek bir unsurdan “İnsan” yazılmamaktadır.

İnsan kelimesindeki her bir harf, birçok noktalardan meydana geldiği gibi, bir insanın her bir âzâsı da milyarlarca hücreden teşekkül etmiştir. Bu mânâda, insanın kafasını bir harf, kollarını, gövdesini ve ayaklarını da birer harf olarak düşündüğümüzde, her bir insan bu büyük harflerle yazılmış bir kelime hükmünü alır.

İnsan kelimesinde “N” harfi başa “İ” harfi ise sona konulduğunda bu kelimeye artık “İnsan” denilemeyeceği gibi, bir insanın da başı ayaklarıyla yer değiştirirse ona “İnsan” demek mümkün değildir. Aynı şekilde, “İ” harfinin “S” harfiyle yer değiştirmesi hâlinde de mânâ bozulduğu gibi, baş gövdenin yerini, gövde de başın yerini aldığı takdirde “İnsan”ın mânâsı kalmayacaktır.

Büyük harfler üzerinden verdiğimiz bu misâlleri, her bir âzâyı meydana getiren esas rükünler, mesela elin parmakları veya gözün beyaz ve siyah kısımları için düşünebileceğimiz gibi, bir hücrenin yapısı için de tatbik edebiliriz. Bu durumda el, göz ve hücre de ayrı birer kelime olarak düşünülecektir.

İşte, her bir harfinde binlerce kitap bulunan bu zîhayat “İnsan” kelimesinin de elbette ki âlim ve hakîm bir kâtibi ve nakkaşı olacaktır.


[1]       Mezkûr: Adı geçen, sözü edilen, yukarıda anılan, zikrolunan.

[2]       Bedîhî: İspat gerektirmeyecek kadar açık, belli, âşikâr.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X