Alevilik Nedir?

Hz. Osman (r.a)

Hz. Osman (r.a)

Hz. Osman (r.a) Peygamber Efendimiz’in (a.s.m) üçüncü halifesidir. Kendisi en asil ve mümtaz bir aileye mensuptu. Rasûl-i Ekrem (a.s.m) ile dedeleri, beşinci cedleri olan Abdül-Menaf’da birleşir.

Hz. Osman’ın (r.a) birçok yüksek hasletleri vardı.

Hilkaten doğru, müstakim, halim, iffetli idi. Merhamet ve şefkatte eşsizdi. Allah’tan çok korkardı. Âlim idi, ârif idi, cömert idi. Peygamberimizin bir tek işaretiyle yüzlerce deveyi O’nun dâvâsına bir anda fedâ etmişti.

Hz. Osman (r.a) hiçbir hususta Peygamberimizden ayrılmamıştı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz neyi severse, O da onu sever, O neden zevk duyarsa, Hz. Osman da ondan zevk alırdı. Peygamberimizin ahlâkını takib ve taklid etmede o derece ileri idi ki, Rasûlullah Efendimiz O’nun hakkında şöyle buyurmuşlardı:

“Ahlâkta bana en çok benzeyendir.”[1]

Hz. Osman (r.a) Peygamberimizin (a.s.m) iki kızı ile evlenmişti. Bu sebeble Rasûlullah Efendimiz kendisine Zinnureyn lâkabını vermişti. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, İbni Mâce ve Tirmizî’de zikredilen bir hadîs-i şeriflerinde:

“Muhakkak Allah, kerimemi Osman’a nikâhlamam için vahy eyledi”[2] buyurarak, bu evliliklerin vahiy ile gerçekleştiğini beyan etmişlerdir.

Hz. Osman, ilk olarak Peygamberimizin kerimeleri Rukiye ile izdivaç etmiş, O’nun vefatından sonra diğer bir kerimesi olan Ümmü Külsüm ile izdivaç etmiştir. Ümmü Külsüm’ün vefatı üzerine Rasûlullah Efendimiz (a.s.m): “Bir kızım daha olsaydı verirdim” buyurmuşlardır.

Hz. Osman (r.a) buyurdular ki: “Rasûlullah ile beraber Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve ben Sevr dağına çıkmıştık. Dağ sallanmaya başladı. Peygamberimiz dağa mübârek ayağı ile vurdu ve şöyle dedi: Ey dağ, sakin ol. Üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehid vardır!”

Mesâbîh-i Şerif’te Âişe (r.anhâ) validemizin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Peygamberimiz (a.s.m): “Ey Osman, Allah sana (hilâfet denen) bir gömlek giydirecek, eğer münâfıklar onu çıkarmaya uğraşırlarsa, bana gelesiye kadar onu çıkarma” buyurmuştur.

İbni Ömer, Peygamberimizden (a.s.m) şöyle rivâyet eder: “Rasûlullah fitneyi bize naklederken, mübârek parmağı ile Hz. Osman’a işaretle: ‘O fitnede bu, mazlum olarak öldürülür’ buyurmuştur.” Hz. Osman’ın (r.a) en büyük faziletlerinden birisi de hayâsı idi. Kendisi, İslâmiyet’ten önce de iffet ve namusu ile tanınmış ve utanç getirecek hiçbir harekette bulunmamıştı. Bir defasında, Hz. Rasûlullah Efendimizin huzuruna girdiği zaman Peygamberimiz (a.s.m) çıplak ayaklarını örtmüş ve toparlanmıştı. Bunun hikmetini soran Hazret-i Âişe’ye (r.anhâ) Rasûlullah (a.s.m) şu cevabı vermişti:

“Ey Âişe, meleklerin hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?”

Bir diğer hadîs-i şeriflerinde:

“Osman, ümmetimin içinde hayâ ve sehâ ile mevsuf olanların birincilerindendir,” buyurmuşlardı.

Yine İbni Hacer’den rivâyet edilen bir hadîs-i şeriflerinde de:

“Benim ümmetimin hayâ itibariyle en şiddetlisi Osman’dır”[3] buyurmuşlardır.

Hz. Osman (r.a) alçak gönüllü, halim ve selim bir zâttı. Mü’minlere karşı hiçbir sûrette kin ve adavet beslemezdi. Hayatı boyunca hiçbir kimseyi incitmedi. Canına kastedecek caniler evini kuşattıkları zaman, O oruçlu olarak, huşu ve huzur içinde Kur’ân-ı Kerîm okuyordu. Kendisine, “Bu şakîlere niçin karşı çıkmıyorsun?” diye sorulduğunda: “Bence, bu belâya sabretmek, başka kimseleri incitmekten daha hafiftir,” diye karşılık vermişti.

Hz. Osman (r.a) devrinde İslâm fütuhatı olanca hızıyla devam etmiş, Hz. Ömer devrinde fethedilen ülkelere yenileri ilâve edilmişti. Trablus, Merakis, Berga, Kıbrıs hep Hz. Osman (r.a) devrinde fethedilmişti. İran’ın fethini de yine O tamamlamıştı. Zamanında, Horasan, Azerbaycan, Afganistan ve Türkistan’ın da büyük bir kısmının fethedilmesiyle, Müslümanlar Kafkas dağlarına kadar ulaşmış oluyordu.

Hz. Osman İslâm dairesine giren çeşitli milletleri bir arada idare etmeyi başarmıştı. Irkları, dilleri, âdet ve an’aneleri birbirinden farklı olan o milletleri birbiriyle kaynaştırmış, bir tek vücud hâline getirmişti. Bu noktada o kadar muvaffak olmuştu ki, hilâfetinin son devresinde meydana gelen ve şehit olmasıyla neticelenen o kanlı fitne hareketi bile, mağlûb milletleri başkaldırmaya, isyana sevk edememişti.

Hazret-i Osman hakkında birçok âyet-i kerime nâzil olmuştur. Bunlardan birkaçını aşağıda takdim ediyoruz:

اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدٖينَ

“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe îman eden, namazını dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola erişenlerden olmaları umulan bunlardır.”[4]

Bu âyetin nüzûlüne şu hâdise sebeb olmuştur:

Medine-i Münevvere’deki mescid, ashâba dar gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz (a.s.m): “Bizim mescidimizi bir zira’ olsun genişleten Cennet’e girer,” buyurmuştu. Hz. Osman (r.a) bunu işitince: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bütün servetim sana fedâ olsun, mescidi büyütme işini üzerime alıyorum,” dedi ve mescid-i şerifi genişletti.

Cenâb-ı Hakk’ın şu âyet-i kerîmeyi de Hz. Osman (r.a) hakkında inzal buyurduğu rivâyet edilmiştir:

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِداً وَقَٓائِماً يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّهٖ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذٖينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

“Yoksa o âhiret (azabından) korkarak, Rabbinin rahmetini umarak gecenin saatlerinde secdeye kapanır, kıyamda durur bir hâlde tâat ve ibâdet eden (gibi) midir? De ki, bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[5]

Evet, Hz. Osman (r.a) ibâdetlerine çok bağlı idi. Kalbi, Allah korkusuyla doluydu. Günlerinin çoğu oruçla geçerdi. Geceleri Kur’ân okur ve namaz kılardı.

Şu âyet-i kerimelerin de Hz. Osman hakkında nâzil olduğu rivâyet edilmiştir:

اِنَّ الَّذٖينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓىۙ اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَۙ

“Şüphe yok ki, kendileri için bizden en güzel (bir saadet) sebk etmiş (takdir edilmiş) olanlar, işte bunlar oradan (Cehennem’den) uzaklaştırılmışlardır.”[6]

ا يَسْمَعُونَ حَسٖيسَهَاۚ وَهُمْ فٖي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَۚ

“Bunlar gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde ebedî yaşarlarken onun (Cehennemin) gizli sesini bile duymazlar.”[7]

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذٖى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

“O en büyük korku, bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: “Bu size dünyada vaad olunan (mutlu) gününüzdür” diyerek cennet kapıları önünde tebrik ederler.”[8]

Rasûl-i Ekrem (a.s.m) Efendimizin de Hz. Osman hakkında birçok hadîs-i şerifleri vardır. Bunlardan ikisini aşağıda takdim ediyoruz.

“Cennet’te her peygamberin bir arkadaşı vardır. Benim de Cennet’te arkadaşım Osman’dır.”[9]

عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ وَلِـيٌّ فِى الدُّنْيَا وَ وَلِـيٌّ فِى اْلآخِرَ

“Osman İbni Affan dünyada ve âhirette bana herkesten yakındır.”[10]


[1]      Heysemî, Mecmau’z-zevâid, 9, 81.

[2]      Taberî, hadisi hasen bir senedle rivâyet etmiştir. Ayrıca bkz. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX/83; Hatîb, Tarîhu Bağdâd, XIII/364, 6799; Buharî, et-Tarîhu’l-Kebîr, III/308; İbn Ebi Âsım, es-Sünne, III/590.

[3]      İbn-i Mace Mukaddime: 11, Ahmed Bin Hanbel: 1/74,  Ebû Nuaym, Hilye: 1/56.

[4]      Tevbe sûresi, 9/18.

[5]      Zümer sûresi, 39/9.

[6]      Enbiyâ sûresi, 21/101.

[7]      Enbiyâ sûresi, 21/102.

[8]      Enbiyâ sûresi, 21/103.

[9]      Tirmizi, Menakıb, 19; İbn Mace, Mukaddime, 11.

[10]     Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s. 23/123, Câmiu’s-Sagir Muhtasarı c. 2.s. 563/2621.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X