Acz ve Fakr
İnsan, acz ve fakrdan terkip edilmiştir. Bunlar onun zâtî hasseleridir. Böyle bir mahiyet ile yaratılmamızın hikmetini Bediüzzaman Hazretleri şöyle izah ediyor: “Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mânevîyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir. Taa ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerîm bir Zât’ın hadsiz tecelliyatına câmî geniş bir âyine olsun.”[1] Evet, mutlak kudret ve zenginlik Cenâb-ı Hakk’ın sıfatı olduğu gibi, mutlak acz ve fakirlik de mahlûkun lâzımıdır. İnsandaki bu nihayetsiz acz ve fakr, onu nihayetsiz Kudret ve Rahmet sâhibinin dergâhına iltica ettirir. Bu mahiyette yaratılan insanın vazifesi ise azamet-i İlâhîyeye karşı zillet ve mahviyetini, acz ve zaafını ubudiyet sûretinde ilan etmektir. Gerçekten insanın şeref ve meziyeti acz ve fakrını bilmesindedir. İzzeti ise, Cenâb-ı Allah’a karşı olan zilletindedir. Zira Hakk’a karşı aczini bilen haddini tecavüz etmez.
Erbab-ı kemâl, şeref ve faziletlerini, daima acz ve fakrde bulmuşlardır. İnsan o derece fakirdir ki, dünyadaki bütün nimetler onun ihtiyacı için hazırlandığı gibi, âhiretteki nimetler de yine onun saadeti için yaratılmıştır. Evet, fıtrat-ı insaniyede asıl olan tevazu ve mahviyettir; gurur ve kibir değildir. Zira gurur ve kibir tevfik-i Rabbanîyenin en büyük hicabıdır. İnsan, kusur ve zaafının, fakr ve ihtiyacının şuurunda olduğu nisbette gurur ve kibirden kurtulup lütf-û İlâhîyeye nâil olur.
Aklı başında her insan bilir ki, kendisine verilen bütün ihsan, lütuf ve nimetler kendisinin iktidarıyla değil; Allah’ın ihsan ve keremiyledir. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle veciz bir şekilde ifade etmiştir: “Evet, bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlub olan insana, bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren onun iktidarı değil, belki onun za’fının semeresi olan teshir-i Rabbanî ve ikram-ı Rahmanîdir.”[2]
[1] Nursî, Sözler, s. 345.
[2] Nursî, Sözler, s. 352.

Bu konuda geri bildirim bırakın