Aziz, sıddık kardeşim İrfan Bey
Cenâb-ı Erhamürrahimin’in selâm ve rahmeti üzerinize olsun der, o uzak beldelerde Din-i İslâm’ın birer kahraman ve fedakâr tebliğcisi olarak yaptığınız hizmetleri can-ü gönülden tebrikle, ind-i İlâhide makbuliyetiniz ve Hizmet-i Kur’âniye’de muvaffakiyetiniz için dua eder, hizmetlerinizin istikbaldeki fütuhat[1] ve inkişafını[2] şimdiden alkışlarım.
Göndermiş olduğunuz hizmet aşkıyla dolu şevk saçan mektubunuzu aldım. Sıhhat ve âfiyette, şevk ve saadette olduğunuzu belirtmeniz, bizleri de mesrur ve memnun etti. Zaman ve mekân ihtilafları, kalplerin birliğine, gönüllerin ittihadına[3] mâni değildir. Birimiz Şark’ta, birimiz Garp’ta, birimiz dünyada birimiz âhirette de olsak, biz yine beraberiz.
“Bahtiyar millet” vasfını alan Alman milleti içerisinde, sahabe ruh ve heyecanıyla yaptığınız hizmetler bizlerin de şevk ve zevkini arttırmaktadır. İnşaallah sizlerin bu dehşetli asırda ve beşeriyetin, bâhusus Avrupa’nın sefâhat ve rezalet sergileyen hâdiseleri içerisinde yapacağınız hizmet ve mânevî mücâhedeniz pek büyük sevap ve a’mal-i sâlihaya[4] medâr olur.
Sizlerin Alman milleti arasında müspet hareketler ve tavırlar içinde sergilemekte olduğunuz nûranî manzara, hakkı arayan beşeriyet tarafından takdirle seyredilecek ve alkışlanacaktır. Ef’al ve ahvâlinizle, İslâm’ı bütün cephesiyle yaşamanız, müspet sözlerinizle İslâm’ın her türlü anarşiye giden bütün yolları tıkadığını izah ve ispat etmeniz, kalplerin fethine vesile olacaktır. Yolunu şaşırmış insanlık, böylece sizlerin, kavl-i leyyinle,[5] incitmeden, zorlaştırmadan İslâmiyet’i tebliğ etmeniz sayesinde hak dini bulacaktır.
Burada hemen şu hususu nazara vermekte fayda mülahaza ediyorum ki; maalasef bilhassa son zamanlarda Türkler arasında, memleketten kaçmış anarşist ve bozguncuların geniş tahribatlar yaptığını öğrenmiş bulunuyorum. Şurası bir hakikattir ki, İslâm’ın nûruyla nurlanacağını ümid ettiğimiz Almanya’da da bu hainler asla emellerine kavuşamayacak, hüsrana uğrayacaklardır. Bunda bilhassa sizlerin, sağ cenahta yer alan, sûret-i haktan[6] görünenlere ve bu milleti bölmeye mâtuf[7] planlar çıkaranlara karşı göstereceğiniz müspet dirâyetin payı büyük olacaktır.
Son zamanlarda, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki, Avrupa’nın ve Amerika’nın ehl-i fen ve mütefekkirleri arasında İslâmiyet’in hızla yayılması, bizlere istikbâl-i İslâm’ın parlak müjdelerini bahşetmektedir.
Avrupa ve Amerika’da bu fütuhatlar[8] olurken, İslâm âleminde de büyük intibahlar[9] olmaktadır. Son İslâm ülkeleri toplantısı gönüllerde müspet tesir uyandırmış, bizleri ziyâdesiyle sevindirmiştir. Bilhassa Devlet Başkanımızın bu toplantıya bizzat katılması ve büyük alâka uyandırması ve son olarak da Suudi Arabistan ziyaretini, İttihad-ı İslâm için büyük bir merhale olarak görüyoruz. Rabbimize binlerce hamd-ü senâlar ederiz ki, ne günlerden ne günlere gelindi. İstikbâlimiz parlak ve nûranî olacaktır. Bu gidişat onu göstermektedir.
Türkiye’deki manzara ise, bundan otuz kırk sene önce hayal edilmesi bile muhal olan, kimsenin tahmin edemediği seviyededir. Bu seviyede ilk yeri, anarşinin durdurulması almaktadır. Bununla beraber Devletimizin birçok müspet icraatleri, vatanımız, dinimiz ve milletimiz menfaatine neticelerini göstermiştir. Her türlü fesat şebekelerinin yok edilmesi yanında, anayasaya din dersleri mecburiyetinin konması ve tatbikine başlanması; üniversitelerin müspet, devletini düşünen, vatanını seven ellere teslim edilmesi, milletin, bilhassa gençliğin siyaset bataklığından uzak tutulması, üniversite gençliğinin ibâdete, namaza teveccühlerini arttırmaları ve bunun neticesi olarak, müspet kadroların tasdik ve tasvibiyle üniversitelerin câmi açma yarışına girmeleri elbette ehl-i îmanın gönlünü ferahlatan birer muazzam hâdisedir. Bu müspet icraatler günden güne çoğalacak ve meyvesini verecektir inşaallah… Hâdiseler karşısında milletimizin şuurlu olması ve devletle el ele vermesi, ordumuzun da devamlı müteyakkız[10] davranması, istikbalin de inşaallah aynı istikrarla devam edeceğinin garantisidir. Bu hâl düşmanları kahrederken, milletimizi memnun ve mesrur etmektedir.
Kardeşim, İslâmî hizmetler ise, zaten her zaman olduğu gibi her sahada, gerek keyfiyet[11] gerekse kemiyet[12] olarak fütuhat ve inkişafa devam etmektedir.
Aziz kardeşim, mâlum şahıslar ve firma meselesi hakkında bahsettikleriniz, kaderin bir cilvesidir ki böyle cereyan etti. Ben sizlere sadece şunu belirtmek isterim ki, artık Türkiye’de kardeşlerimiz o gibi şahıslardan ve meselelerden bahsetmeye tenezzül dahi etmemektedirler. Çünkü “vazifemiz kudsî, hizmetimiz ulvîdir” diyen herkes Rıza-yı İlâhi için hizmetle meşgul olmaktadır. Sizler de inşaallah, sebatkârane, sâdıkane, meseleleri şuurlu, muhakemeli ve istişareli değerlendirmeniz neticesinde hizmetinizi yapmış, onlara en güzel dersi vermiş olacaksınız.
Aziz kardeşim, bizim esas mesleğimiz, Üstâd’ımızın da buyurduğu gibi: “İhlâs-ı tam ve terk-i enaniyet[13] ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde bâkî lezzetleri hissedip aramak”tır.[14] Yine Muazzez Üstâd’ımızın bizlere bıraktığı düsturdur ki: “Mesleğimiz, sırr-ı ihlâsa[15] dayanıp, hakaik-i îmâniye[16] olduğu için hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimâiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabete, tarafgirliğe ve mübârezeye[17] sevk eden hâlattan tecerrüt[18] etmeye mesleğimiz itibariyle mecburuz.”[19]
Mektubuma son verirken, mektubunuzda isim ve hizmetlerinden bahsettiğiniz, Atilla, İshak ve Abdülkadir kardeşlere, ayrıca umum kardeşlerimize selamlarımı bildirir, hizmetlerinizde muvaffakiyetler diler, Allah’a emanet olun derim.
15 Mayıs 1984
Mehmed Kırkıncı
[1] Fütuhat: Fetihler, zaferler.
[2] İnkişaf: Gelişme, açılma. Meydana çıkma, zâhir ve âşikâr olma.
[3] İttihad: Bir olma, birleşme.
[4] A’mal-i sâliha: Sâlih amel, hayırlı amel.
[5] Kavl-i leyyin: Yumuşak söz.
[6] Sûret-i hak: Gerçek sûret, şekil, görüntü.
[7] Mâtuf: Bir tarafa doğru yönelmiş, eğilmiş, meyletmiş.
[8] Fütuhat: Fetihler, zaferler.
[9] İntibah: Uyanma, uyanış.
[10] Müteyakkız: Dikkatli, gözü açık, uyanık, tetikte.
[11] Keyfiyet: Bir şeyin taşıdığı şu veya bu hâl, nasıl ve ne türlü olduğu, varlıklar arasındaki farkları meydana getiren durum, vasıf, nitelik.
[12] Kemiyet: Bir şeyin azalıp çoğalabilen ve sayı ile ifâde edilebilen durumu, nicelik, miktar, adet.
[13] Terk-i enaniyet: Benliği, enâniyeti terk etmek.
[14] Nursî, Tarihçe-i Hayat, s. 413.
[15] Sırr-ı ihlâs: İbâdet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme ve samimiyetin gücü.
[16] Hakaik-i îmâniye: Îman hakikatleri, gerçekleri.
[17] Mübâreze: Karşı koyma, çarpışma.
[18] Tecerrüt: Sıyrılma, soyutlanma.
[19] Nursî, Tarihçe-i Hayat, s. 302.

Bu konuda geri bildirim bırakın