Muhterem Efendim Orhan Bey
Hayli zamandır mektup ile hatır-ı şeriflerinizi sormaya muvaffak olamamıştım. Artık ihmalkârlığımızdan mıdır, yoksa kusurumuzdan mıdır, her ne ise. Şimdi birkaç satır ile de olsa bir sohbet arzusu gönlüme nevzuhur[1] etti.
Malumunuz üzere, muhaverenin cereyanı ibraz-ı muhabbet[2] ve isbât-ı samimiyete kâfi ve vâfi olmadığı gibi, adem-i isbatı[3] dahi muhabbet ve uhuvvetin fıkdanına[4] delalet etmez; zira mâbeynimizde mevcut râbıta-i karabet[5] ve muhabbet ezelî olduğu misillü bikeremihi Teâlâ[6] ebede kadar devam edecektir.
Evet, her ne kadar hakikat böyle ise de muhabbet ve samimiyeti tecdit ve teyit için muhabere ve muhaverenin lüzumu aklen ve hikmeten şâyân-ı itibar[7] olduğu da malumu âlinizdir. Muhabbet ve samimiyetin teyit ve tecdidine en güzel vesile dua olduğuna inanıyorum. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak medine-i vücudunuzu[8] zirve-i saadet[9] ve selâmetle tesrir ve hâne-i kalbinizi[10] de ilim ve hikmetle tenvir[11] etsin. Ayrıca necat ve halâsını istediğiniz bütün ihvanlarınızla, sadakat ve vefakârlığıyla iftihar duyduğum sâdık bir muhibbiniz olan muhterem Şahin hocamızın iki cihân saadetine mazhar olmasını Erhamürrahiminden niyaz ederim.
Hak celle ve alâ Hazretleri “كُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ”[12] buyurmuş. Evet, fakiriniz de bu emr-i celîleye[13] ittibaen sûreten mümkün olmadığı takdirde hiç değilse bazen dua bazen selâm ve mektuplar ile aranızda bulunmayı bin can ile arzu ederim. Bûd-i zaman ve mekân[14] sebebiyle nazarınızdan dûr olmak,[15] hatırlarınızdan mehcur[16] olmayı iktiza etmez. Mesafe-i kurbiyet ve bûdiyet[17] mülakat-i mâneviyeye[18] hiçbir zaman mâni değildir.
Aziz efendim, her zaman teşekkür ile tezekkür[19] ve tahattur ettiğim hizmetlerinizden, kat-ı nazar[20] bi-lütfihi Teâlâ şu vesilesi bulunduğumuz malum kitapçığın neşrindeki hamiyet ve gayretinize mukâbil, vicdanen ve mürüvveten[21] mecbur olduğum memnuniyeti ve minnettarlığımı sûret-i mahsusada[22] kemâl-i hulûs[23] ve takdir ile arz ederim. Hamd olsun beklenilen hizmet netice verdi. Ehl-i ilim ve erbab-ı dikkat nezdinde müspet karşılandı. Herhalde umumun olmasa da ekseriyetin rağbetine mazhar oldu.
Bu münasebetle Abdülvahid, Mehmed Dikmen ve sair kardeşlerime selâm ve muhabbetlerimi bildirirseniz memnun olurum.
1 Şubat 1986
Mehmed Kırkıncı
[1] Nevzuhur: Yeni çıkma.
[2] İbraz-ı muhabbet: Muhabbetin gösterilmesi.
[3] Adem-i isbat: İspat etmeme.
[4] Fıkdan: Kaybetme.
[5] Râbıta-i karabet: Yakınlık bağı.
[6] Bikeremihi Teâlâ: Allahu Teâlâ’nın keremi ve ikramı ile.
[7] Şâyân-ı itibar: Saygıdeğer.
[8] Medine-i vücud: Mânevî vücut.
[9] Zirve-i saadet: Saadetin zirvesi.
[10] Hâne-i kalp: Gönül.
[11] Tenvir: Aydınlatma, nurlandırma.
[12] “Doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 9/119.)
[13] Emr-i celîle: Yüksek mânâlı emir.
[14] Bûd-i zaman ve mekân: Zaman ve mekânın varlığı.
[15] Dûr olmak: Uzaklaşmak.
[16] Mehcur: Uzaklaşmış, uzakta kalmış, ayrı düşmüş.
[17] Mesafe-i kurbiyet ve bûdiyet: Yakın ve uzak mesafeler.
[18] Mülakat-i mâneviye: Maddî olarak değil, mânevî âlemde görüşmek, telepati.
[19] Tezekkür: Hatıra getirme, hatırlama.
[20] Kat-ı nazar: Gözardı etme.
[21] Mürüvveten: Yiğitçe, mertçe.
[22] Sûret-i mahsusa: Hususi, özel şekilde.
[23] Kemâl-i hulûs: Tam bir içtenlik.

Bu konuda geri bildirim bırakın