İnsan, Millet ve Devlet

Gıybet

Gıybet

Gıybet, bir kimsenin gıyabında hoşlanmayacağı sözler söyleyerek, onu arkasından çekiştirmektir. Diğer bir ifadeyle; kendimize söylendiği zaman hoşlanmayacağımız bir sözü, din kardeşimiz hakkında arkasından konuşmaktır.

Gıybet, insanın şahsıyla alâkalı şeylerde olur. Mesela; kişinin bedeni, soyu, ahlâkı, işi, dini, evi gibi.

Allah Teâlâ gıybeti şu âyetle yasaklamıştır:

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاً اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَحٖيمٌ

“…Birbirinizin gıybetini yapmayın. Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır. Bundan tiksinirsiniz öyle değil mi? Muhakkak ki, Allah tevbeleri çok kabul edendir ve çok merhametlidir.”[1]

Bu âyet gıybetin ne kadar kötü bir iş olduğunu tamamıyla gösterir.

Gıybet yapılan yerde susan kişi de, gıybete ortak olmuştur. Çünkü susmasıyla gıybeti tasdik etmiş olur. Onun için insan, ya gıybet edeni men etmeli veya oradan uzaklaşmalıdır. Bu hususta Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse yanında hakarete maruz kalan bir mü’mine gücü yettiği hâlde yardım etmezse, Allah o kimseyi kıyâmet gününde insanların önünde rezil rüsyav eder.”[2]

“Her kim gıyabında kardeşinin kusurlarını söyletmezse, kıyâmet gününde Allah da onun kusurlarını örtmeyi tekeffül[3] eder.”[4]

“Ey kalbiyle değil de, diliyle îman edenler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız, ayıplarını araştırmayınız. Zira kim kardeşinin ayıp ve kusurlarını araştırırsa, Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin içinde bile olsa rezil rüsvay eder.”[5]

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”[6]

Toplum hayatını muhafaza etmek ve mü’minler arasındaki bağı ve kardeşliği güçlendirmek için İslâm dini gıybeti şiddetle yasaklamıştır.

Ancak fâsıkların, alenen günah işleyen ve isyan edenlerin arkasından konuşmak gıybet olmaz. Yani onlardan gelecek zararı önlemek için gıybetleri yapılabilir.

Gıybetin başlıca sebepleri şunlardır:

• İntikam hissini tatmin etmek.

• Gösteriş ve büyüklük taslamak.

• Kıskançlık.

• Hoşça vakit geçirmek, güldürmek için başkalarının ayıplarını ve kusurlarını ortaya koymak.

• Kendini büyük göstermek için –başkalarını küçültmek gayesiyle– onlarla alay etmek.

Gıybet, insanın ibâdet ederek kazandığı sevapların azalmasına ve başkasının günahlarının kendine yüklenmesine sebep olur. Rivâyette vardır ki:

“Kıyâmet günü bir kimsenin sevap defteri açılır. ‘Yâ Rabbi! Dünyadayken şu ibâdetleri yapmıştım. Sayfamda bunlar yazılı değil?’ der. Cevap olarak: ‘Onlar defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterine yazıldı.’ denilir.”

“Kıyâmet günü bir kimsenin hasenat defteri açılır. Yapmamış olduğu ibâdetlerin yazılı olduğunu görür. ‘Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır.’ buyurulur.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir kimsenin namusuna veya malına zulmetmiş ise, dinar ve dirhemin (yani sâlih amelden başka şeyin) bulunmayacağı günden önce o kimseden helallik alsın. Zira zulmü yapanın sâlih ameli varsa, zulüm ettiği miktarda amelinden alınacaktır. İyi ameli yoksa, bu sefer mazlumun günahlarından alınıp ona yükletilecektir.”[7]

Bu hakikatlere göre zahmet çekerek sıkıntılara katlanarak yaptığı ibâdetlerin sevabını gıybetle yok etmek, akıllı insanın işi değildir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“Bir kimse için söylenen kusur onda varsa, bu söz gıybet olur. Yoksa iftira olur.”[8] buyurmuştur. O hâlde, söylenen söz iftira ise iki katı günah işlenmiş olur.

Gıybetin günahından kurtulmak için pişmanlık duymak, tevbe etmek ve gıybet ettiği kişi ile helalleşmek gerekir. Eğer pişmanlık duymadan helallik istense, o zaman riyâ yapılmış olur. Bu da ayrı bir günah işlemek demektir.

Gıybet, özel bazı durumlarda câiz olabilir:

1. “Falan adam haram yiyor, rüşvet alıyor, başkalarının namusuna göz dikiyor…” diyerek, onu yetkililere bildirmek.

2. Bir adam birisine, birlikte iş yapmak istediği kişi hakkında “O nasıl bir insandır?” diye sorduğunda, sırf kendisiyle meşveret eden adamın sorusuna cevap vermek için: “Onunla çalışma, ben onu pek iyi bilmiyorum.” dese gıybet olmaz.

3. Küçümseme, tahkir etme, alaya almak için değil de sadece târif etmek için birisi bir başkasına “O kör adam” dese gıybet olmaz.

4. Hakkında konuşulan kişi, günahını ve ayıbını hiç kimseden utanmadan halkın gözü önünde işliyorsa, işlediği günahtan, ayıptan çekinmiyor ve üzülmüyorsa, onun arkasından konuşmak da gıybetten sayılmaz. Belki konuşulanları duyar da günahlarından vazgeçer.

İşte bu maddeler çerçevesinde sırf hak ve hakikat adına gıybet etmek caiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; öyle de gıybet dahi sâlih amelleri ve onların sevaplarını yer bitirir.

Bediüzzaman’ın gıybet hakkındaki, pek hülasa ve faydalı bahsinden mülhem bu faslımızı yine onun çok faydalı bir nasihati ile bitirelim:

“Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit: اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَلِمَنِ اغْتَبْنَاه ‘Allah’ım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.’[9] demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, ‘Beni helâl et.’ demeli.”[10]


[1]       Hucurât, 49/12.

[2]       Taberânî.

[3]       Tekeffül: Kefil olma. Sorumluluğunu üstüne alma.

[4]       Ebû Dâvûd, İbn Ebî’d-Dünya.

[5]       Ebû Dâvûd, İbn Ebî’d-Dünya.

[6]       Hucurât, 49/10.

[7]       Tac Tercümesi, 7/46, 76. hadis.

[8]       Ebû Dâvûd, Edeb 40, (4874); Tirmizî, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70 (2589).

[9]       Süyûtî, el-Fethu’l-Kebîr, 1/87.

[10]      Nursî, Mektubat, s. 304.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X