Görmemek, Olmamaya Delil Olur mu?
Hâlik-ı Rahîm, bu kâinat içinde binlerce âlem halketmiş ve her bir âlemi tanımak için de insana binlerce cihâzat ve hissiyat takmıştır. Mesela, o Hakîm-i Kerîm’in insana taktığı göz âleti ancak âlem-i mubsırat[1] dediğimiz şu görünen âlemin temâşâsı içindir. Bununla beraber mücerret göz,[2] bu âlemin de her tarafını görememektedir. Nitekim çok uzak mesafelerdeki eşyayı göremediğimiz gibi, ortamları ve mikropları da çıplak gözle göremiyoruz.
Cenâb-ı Hak, sesler âlemi denilen diğer bir âlem daha yaratmıştır. İnsan bu âlemi ise kulağıyla temâşâ edebilmektedir. Aynı şekilde, insan tatlar âlemini diliyle, kokular âlemini ise burnuyla temâşâ etmektedir. Ve hâkezâ…
“Radyoya bak, haberlerde ne var?” şeklinde bir söze muhatap olan kimse, gidip radyoyu açarak haberleri dinliyor. Kendisine, “Bak!” emri verildiği hâlde, radyonun yüzüne bakmak yerine düğmesini çeviriyor. Bu adam gözünün görmediğine inanmayan bir câhil olsa, haberleri inkâr etmesi lâzım gelir. Zira sesi göremiyor.
Diğer taraftan, bir kimseye çorbanın tadına bakması söylendiğinde, bu şahıs görmediği şeye inanmama hurafesiyle başını çorbaya batırıp gözleriyle tat arasa, gözlerini kör edecektir. Buradaki “Bak!” emri, tat mânâsındadır. Aynı şekilde bir şeyin sıcaklığına bakarken, elimizi istîmal[3] ediyoruz ve hâkezâ…
Zâhirî duygularımız böyle olduğu gibi, bâtınî duygularımızda da durum aynıdır. Nitekim akıl dünyanın güneş etrafındaki seyahatinin tanzimine sebep olan câzibe[4] ve dâfia[5] kanunlarını bedâhetle[6] gördüğü hâlde, mücerret göz[7] bu hakikati görememektedir. Eğer yalnız gözün gördüğüne inanılsa, bu kanunların inkârı lâzım gelecektir.
Diğer taraftan yavrusunu şefkatle besleyen bir kediyi gören kimse, yanındaki arkadaşına “Şu şefkate bak!” dediğinde, eğer arkadaşı gözünün görmediğine inanmayan cinsten ise, bu şefkati inkâr edecektir.
Yine aynı şahsa Selimiye Câmii gösterilerek buradaki “Mimarlık sanatına bak!” denilse, bu takdirde inkâra uğrayan ise sanat olacaktır. Zira göz sadece taşı görür, sanatı göremez. Selimiye’deki sanat mücerret gözle görülemeyeceği gibi, Selimiye’nin bir ustası olduğu hakikati de gözle görülmez. Bu vazife aklındır.
Selimiye’nin kubbesinin elbette bir mimarı olduğunu bedâhetle[8] gören akıl, ondan çok daha bâriz şekilde, bu gök kubbesinin bir mimarı olduğunu görüyor.
Bir harfin kâtipsiz olamayacağını aklen gören insan, kendisinin Hâlik’siz olamayacağını da görüyor ve hâkezâ…
“Gözümün görmediğine inanmam.” diyenler, dilin vazifesini yapmayan göze aklın vazifesini yüklemekte, hem de ehl-i hakikat nazarında maskara olmaktadırlar…
[1] Âlem-i mubsırat: Görünen varlıklar dünyası.
[2] Mücerret göz: Yalnız, tek başına.
[3] İstîmal: Kullanma.
[4] Câzibe kanunu: Çekim gücü.
[5] Dâfia kanunu: İtme gücü.
[6] Bedâhet: Çok açık bir şekilde.
[7] Mücerret göz: Yalnız, tek başına.
[8] Bedâhet: İspâtı gerektirmeyecek kadar açık ve belli olma, apaçıklık

Bu konuda geri bildirim bırakın