İnsan İradesi ve Kudreti
İnsanın İradesi
İrade, lügat mânâsıyla kast, meşiet, dilemek demektir. İrade, iki makdurdan[1] birinin meydana gelmesini tahsis eden sıfat olarak tarif edilmektedir. İnsanın bütün duyguları gibi, iradesi de mahlûktur, yani yaratılmıştır. İlm-i kelâm âlimleri, insanın bir işe başlamasından önce kendisinde mevcut olan iradesini küllî irade, bu iradenin herhangi bir zamanda belli bir fiile taallûk etmesini, yani yönelmesini cüz’î irade tâbir etmişlerdir. Buradaki küllî iradeyi Cenâb-ı Hakk’ın bir sıfatı olan İrade-i Külliye[2] ile karıştırmamak gerekir. Cüz’î irade tâbirindeki cüz’î kelimesi, muayyen (belirli) mânâsına gelmektedir; yoksa az mânâsında değildir. Bilindiği gibi, küllî, muayyen olmayıp, çok sayıda fertlere şümûlü bulunan; cüz’î ise, tâyin edilmiş olan şeydir. Mesela, zihindeki insan mefhumu küllîdir, bütün insanlığı içine alır. Hariçteki fertleri ise cüz’îdir. Buna göre, insandaki küllî irade, insanın bir işe başlamasından önce çeşitli işlere sarf edilebilecek durumdadır. Yani, bir insan kendi iradesini okuma, yazma, yürüme gibi fiillerden her birine kullanabilecek durumda olduğundan, iradesine küllî denilmektedir. Lâkin bir işe karar verdiğinde artık iradesi cüz’îleşmiş, belli bir işe yönelmiştir.
Istılahta, insanın cüz’î iradesi kasd,[3] kesb,[4] ihtiyâr,[5] talep, niyet, azm kelimeleriyle de ifâde edilmektedir.
İnsanın Kudreti
Kudret, iradenin uygun görmesi üzerine, istenen şeylerde (makdûratta) tesir icrâ eden ve fâile bir işi işleme ve işlememe imkânı veren bir kuvvettir diye tarif edilir. İrade için yapılan küllî ve cüz’î ayırımı, kudret için de yapılabilir. İnsanın küllî kudreti bütün âzâlarının ve duygularının vazife görebilecek durumda bulunması demektir. İnsan bu durumda herhangi bir işe teveccüh edebilir; yani yürüyebilir, okuyabilir, dinleyebilir… Fakat bunlardan birisine, mesela okumaya karar vermesi hâlinde kendisinde bilkuvve bulunan kudreti cüz’îleşir. İnsanın cüz’î kudreti, işlediği fiille birlikte meydana gelir. Küllî kudreti ise fiilden önce mevcuttur. Zaten mükellef olmanın ve imtihana tâbi tutulmanın şartı da budur. Cenâb-ı Hak insanları küllî kudretiyle mükellef tutmaktadır. İnsanda belli bir fiilin işlenmesi için gerekli olan kudretin önceden mevcut olmaması hâlinde, bir mükellefiyet de söz konusu olamaz. Mesela, eli olmayan bir kimse abdest alırken elini yıkamakla mükellef değildir. Diğer fiiller de buna kıyas edilebilir.
[1] Takdir edilen, istenen iki şeyden.
[2] İrade-i Külliye: Her şeyi kuşatan irade.
[3] Kasd: Niyet, istek, amaç, gaye.
[4] Kesb: Kazanma, çalışarak kazanma.
[5] İhtiyâr: Seçme, tercih etme, kendi isteğiyle hareket etme, irâdesini kullanma.

Bu konuda geri bildirim bırakın