Rüşvet
Rüşvet, haksız bir menfaat elde etmek için kişilere çıkar sağlama, başkalarının malını haksızlıkla yeme yollarından birisidir. Haksız kazançların her çeşidi dinimizde haramdır. Rüşvet de bunlardan olup, büyük günahlardandır.
Rüşvet yalnız alan ve verene değil, aracılık yapana da haramdır. Haramlığı Kur’ân ve sünnetle sâbittir.
Allah Teâlâ bir âyette mealen:
وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرٖيقاً مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere veya mahkeme hâkimlerine) vermeyin.”[1] buyurmuştur.
Yani, “Sizin olmadığını bildiğiniz hâlde başkalarının hakkını alıp size vermeleri için hâkimlere rüşvet vermeyiniz.” demektir.
Rüşvetin devlet dairelerine, özellikle de mahkemelere girmesi çok büyük bir suçtur. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz bu hususta:
“Hüküm vermede, rüşvet verene ve alana Allah lanet etsin.”[2] diye bedduada bulunmuştur.
Rüşvet, bütün semâvî dinlerde de büyük günah sayıldığı gibi, bütün devletlerin ceza kanunlarında da suç sayılmaktadır. Rüşvet alan da veren de cezalandırılır.
Bir memurun rüşvetle haksızlık yapması büyük bir zulümdür. Bu hareket hem millete, hem de devlete yapılan bir ihanettir, başta İslâm dinine sonra da devlete karşı işlenmiş yüz kızartıcı bir fiildir.
Devlet memurunun hediye almaları dinimizce rüşvet sayılmıştır.
Peygamberimizin, zekât toplamak için gönderdiği memurlarından birisi döndüğünde:
“Yâ Rasûlallah! Bunlar beytülmâlindir, bunlar da bana verilen hediyelerdir.” demesine Peygamber Efendimiz çok kızmış ve:
“Eğer doğru söylüyorsan git, anne ve babanın evinde otur ve bu hediyeler sana gelsin, görelim.”[3] buyurmuştur.
Böylece memura vazife başında hediye verilmesi rüşvet sayılmış ve yasaklanmıştır. Çünkü onlar bu görevde olmasaydılar, kendilerine hiç hediye verilmeyecekti. Hediye vermelerinden maksat, işlerini gördürmektir. Hatta rüşvet alan hâkim doğru karar vermiş olsa bile, yine aldığı haramdır. Çünkü hüküm vermek onun vazifesidir. Ayrıca başka bir şey alması gerekmez.
Rüşvet beş kısımda ele alınabilir:
1. Makam sâhibi olabilmek için verilen rüşvet.
2. Hâkimin lehinde hüküm vermesini sağlamak için verilen rüşvet. Bunlar, alana da verene de haramdır.
3. Bir kimse ile idareci arasını düzeltmek karşılığında üçüncü kişiye verilen rüşvet. Burada rüşvet veren, ya idareciden gelecek bir zararı önlemek veya meşru bir menfaat elde etmek istemektir.
4. Bir kimsenin mal ve canına bir zarar vereceğinden korktuğu kişiye verdiği rüşvet.
5. Dine gelecek bir zararı önlemek için verilen rüşvet.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci maddelerde rüşvet, alana haramdır, verene bir mesuliyet yoktur. Çünkü bir Müslümanın hem dinine hem devletine hem de Müslüman din kardeşine bir zarar vermemesi gerekir. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v) dine dil uzatabilecek şairlere ve aleyhte bulunmalarını istemediği kimselere bazı şeyler verirdi.[4]
Rüşvet, toplumu ilgilendiren bir hastalıktır. Rüşvetin yaygınlaştığı toplumlarda halkın birbirine ve devlete olan muhabbet ve güvenleri zedelenir ve devlet nizamı tehlikeye düşer. Herkes yapılan işlerden özellikle mahkemelerde verilen kararlardan şüphe eder, her iş ve kararın arkasında rüşvet olduğunu zanneder, rüşvetsiz iş yapılamayacağına inanır. Bu inanca namuslu insanların kapılması, rüşveti içtimâî bir felaket hâline getirir. Bunun sonucu olarak doğru dürüst bir iş yapılamaz olur, işler zamanında görülmez, haksızlıklar her yanı sarar, ahlâksızlık çoğalır. Böylece milletin temeli kökünden sarsılmış olur.
Rüşvet alan hâkimin verdiği hükmün geçerli sayılıp sayılmayacağı hususunda üç farklı görüş vardır:
1. Verdiği hüküm hukuka uygun ise, hüküm sahih olur.
2. Yalnız rüşvet aldığı dâvâda hükmü geçerli değildir.
3. Rüşvet alan hâkimin hükmü hiçbir dâvâda geçerli değildir.
Rüşvet alan kimse, almış olduğu mala dinen sâhip değildir. Onu sâhibine geri vermesi gerekir ve âhiretteki azabından kurtulmak için tevbe ve istiğfar etmelidir.
Az çok dinî inancı olan bir insan, er geç yaptığı işin kötülüğünü anlayacak ve vicdanı rahatsız olacaktır. Asıl önemli olan, dünyadaki bir menfaat için rüşvet alanların Allah’ın lanetine müstehak olmaları ve dünyaları için âhiretlerini kaybetmeleridir.
Hz. Peygamberin (s.a.v) rüşvet alana da verene de lanet ettiğini ve ikisinin de cehennemlik olduğunu ifade ettiğini bilen bir Müslüman, mutlaka bu hastalıktan uzak durmalıdır.
[1] Bakara, 2/188.
[2] Tirmizî, Ahkâm, 9.
[3] Müslim, İmare, 26-30.
[4] İbni Abidin, 4/303 ve 5/272.

Bu konuda geri bildirim bırakın