Hz. Ali’nin Kendisini Sevenlerin Namazını Kıldığı İddiası-Halil Ahmet Kırkkılıç

Mehmet Kırkıncı dışarıda olduğu gibi hapishanede namazını kılmaya devam ediyordu. Bazı Alevilerin namaz kılmadıklarını görünce onlara niçin namaz kılmadıklarını sormuş, muhatapları saygılarından dolayı sessiz kalınca, “Gelin sizinle namaz üzerinde konuşalım. Bir ‘namaz kılmak’, bir de ‘kılmamak’ var. Bu iki şıktan hangisi doğru ise birlikte onu yapalım. İsterseniz önce ben namazı niçin kıldığımızı ve namaz kılmanın ehemmiyetini anlatayım.” diyerek söze başlar ve arkasından namaz hakkında bazı açıklamalarda bulunur. Sözünü, “Şimdi siz de namaz kılmamanın lüzumu hakkında bildiklerinizi söyleyin.” diyerek sözünü tamamlar. Koğuştakilerden birisi “Bizim namazlarımızı Hz. Ali (ö. 40/661) Efendimiz kılmış.” deyince Kırkıncı Hoca, “Madem Hz. Ali gibi bir zat sizin namazını kılmış, Allah kabul etsin. Beni daha niye konuşturuyorsunuz?” diye latifede bulunur. Aradan birkaç gün geçtikten sonra “Yahu geçenlerde size bir şey sormuştum, ama keşke sormasaydım. Ben Hz. Ali’yi öyle çok seviyordum. Ama şimdi, sizin cevabınızdan sonra, sanki kalbimde o mübarek zata karşı bir kırıklık oldu.” der ve “Hz. Ali niçin sadece bu Tuncelililerin namazını kılmış da Erzurumlularınkini kılmamış. Bu Erzurumluların suçu ne?” diye sözüne devam eder. Sonra onlara “Sadece sizin namazınızı mı kılmış, yoksa dedelerinizin, torunlarınızın namazlarını da kılmış mı?” şeklinde sorunca, muhatapları “Hepsinin namazlarını kılmış.” diye cevap verirler. Kırkıncı Hoca devamla “Gelin şimdi bir hesap yapalım. Hz. Ali Efendimiz altmış küsur yıl yaşamış. Bu kadar namaz bir ömre nasıl sığsın? Böyle şey olur mu?” der ve “Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz namaz kılarlar mıydı?” diye yeni bir soru sorar. Hepsi “Evet” cevabını alınca “Hz. Ali Efendimizin evlatlarının namazlarını niçin kılmamış da sizinkilerini kılmış? Sizi onlardan daha mı çok sevmiş?” diye latifede bulunur. Başka bir sohbette ise Alevi koğuş arkadaşları Hz. Ali’nin camide şehit edildiği için camiye gitmediklerini söyleyince Kırkıncı Hoca’nın cevabı şöyle olmuştur: “Bu mantığa göre sizin de ölünceye kadar camide namaz kılmanız gerekmez mi? Namaz herkesin kendi şahsına farzdır. Bir insanın yemek yemesiyle başkasının yerine yemek yemesi düşünülemeyeceği gibi başkasının yerine namaz kılması da düşünülemez.’ Bu mantıksal çıkarım karşısında muhataplarından biri, “Allah bizim ‘dede’lerimizden bunun hesabını soracaktır, bizi böyle cahil bırakanlar onlardır.’ der. Sonunda kampta namaz kılmayan Alevilerin birçoğu namaz kılmaya başlar (Kırkıncı, 2008).
Doğrusu şu ki namaz farz-ı ayn olan bir ibadettir. “Hz. Ali bizim namazımızı kılmış” gibi bir ifadenin hiçbir dinî ve aklî delili yoktur. Kırkıncı, daha çok konunun mantık tarafına ağırlık vererek böyle bir hükmün ve gerçekliğin olamayacağı hususunda Alevileri ikna etmeye çalışmıştır.
Gerçek şu ki, Allah Tealâ, “…Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine ve yaptığı fenalığın zararı da yine onadır.” (el-Bakara 2/286) buyurarak mükâfat ve cezada her Müslüman’ın bizzat kendisini mesul tutmuştur (Kırkıncı, 2008).
Kur’an-ı Kerim’de ahiretteki azapla ilgili şöyle buyurulur: ” Cennetlerdekiler suçlulara sorarlar: Sizi ‘Sakar’ cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik’.’ (el-Müddessir, 74/40-43). Peygamber Efendimiz (sav) de: “Namaz dinin direğidir.” (Tirmizî, İman, 8) buyurmuş ve birçok hadis-i şerifleriyle namazın ehemmiyetini ümmetine ders vermiştir. Kendisi harplerin en şiddetli anlarında bile, vakit namazını kazaya bırakmadığı gibi cemaat sevabını dahi feda etmeyerek, sahabelerine iki grup hâlinde namaz kıldırmıştır (Kırkıncı, 2008).
Namazın farziyeti “Şüphesiz namaz müminlere belli vakitlerde farz kılınmıştır (en-Nisâ, 4/103), “Oysa onlar tevhid inancına yönelerek, dini yalnız Allah’a tahsis ederek O’na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emr olunmuşlardır (el-Beyyine, 98/5), “namazı kıl’ (Hûd, 11/114; el-İsrâ 17/78; Tâhâ, 20714; el-‘Ankebût. 29/45; Lokman, 31/17), “namazı kılınız’ (el-Ahzâb, 33/33; el-Bakara, 2/43, 83, 110; en-Nisâ, 4/77, 103; el-En’âm, 6/72; el-A’râf, 7/29; Yûnus, 10/87; el-Hacc, 22/78; en-Nûr, 24/56; er-Rûm, 30/31; el-Mücâdile, 58/13; el-Müzzemmil, 73/20) gibi ayetlerle sabittir. Bu yükümlülük erginlik çağına gelmiş ve akıllı olan her Müslüman için geçerlidir (Zuhaylî, 1/384). Bu şartlara sahip olan hiçbir müslüman namaz mükellefiyetinden muaf değildir. “Namaz ve oruç gibi sırf bedenî ibadetlerde vekillik câiz olmaz. Çünkü bu ibadetlerden maksat, bizzat nefsi kulluk için çalıştırmaktır. Halbuki bu vekillik yolu ile elde edilemez” (Zuhaylî, 1994: 3/427). Hiç kimse bir başkası yerine namaz kılamaz, oruç tutamaz. Dolayısıyla Hz. Ali’nin bir başkasının namazını kılmış olması düşüncesinin dinde yeri yoktur.
Prof. Dr. Halil Ahmet Kırkkılıç, Sünni-Alevi Beraberliğini Zedeleyen Dinî Nitelikli Bazı Asılsız İddialar Hakkında Mehmet Kırkıncı’nın Görüşleri

Bu konuda geri bildirim bırakın