Tasavvufun menşei nedir? İslâm’dan önce de tasavvuf var mıydı?
İnsanın yaratılışında hakkı arama sevdası vardır. Bu sevda ve bu aşk, onun rûhuna, ihsân-ı İlâhî olarak nakşedilmiştir. O bakımdan, insan ezelî ve ebedî bir Mâbud-u Hakikî’yi aramaktadır.
Evet, riyâzet yoluyla hakka tâlip olan münzeviler Hindistan’da, Mısır’da ve Yunanistan’da değişik şekillerde tezâhür etmişlerdir. Fakat bunlar bir nebinin tâlim ve tedrisinde bulunmadıklarından hakikî irfâna erememiş, hakikate tam mânâsıyla vâkıf olamamışlardır. Yani, ulûhiyyeti ve onun esrârını hakkıyla idrak edememişlerdir. Çünkü bunlar Mabud-u bilhak olan Allah’ı bilmede vahye dayanmadıkları için bir nevi hayal âleminde kalmışlardır. Onun için bunların gittikleri yola, açtıkları ekole tasavvuf değil; mistisizm denilmiştir.
İslâm’daki tasavvufa gelince; bunun esas membaı ve me’hazi Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerdir. Evliyâ ve mürşidler Kur’ân ve hadisten aldıkları feyz ile İslâm tasavvufunu vücuda getirmişler ve bu sahada birçok kitaplar yazmışlardır. Kuşeyrî’nin Risâle’si, Ebû Nasr’ın el-Lüma’ı Sühreverdî’nin Avarifü’l-Maârif’i, İmam Rabbanî’nin Mektubat’ı, İmam Gazâlî’nin İhya-û Ulûmi’d-Dîn’i bunlardan sadece birkaçıdır.
Elhâsıl, İslâm tasavvufu, İslâmiyet’ten önceki milletlerden intikal etmiş değildir. Bilakis İslâm tasavvufunun kaynağını, Kur’ân’da zikredilen zühd, takvâ, zikir, fikir, verâ gibi insanın rûhunu terakki ettiren ve kalbini tasfiye eden güzel hâller teşkil etmiştir. Bu temel kaynağı, Hazreti Peygamberimizin ve Sahabe-i Kiram Efendilerimizin hayatları takip eder. İslâm’daki tasavvuf, bazılarının zannettiği gibi, şerîattan ayrı bir şey de değildir.
Ahmed er-Rifâi Hazretleri’nin dediği gibi: “Tasavvuf ayn-ı şerîattır. Şerîat da ayn-ı tasavvuftur. İkisinin arasındaki fark sadece lafzîdir. Maddeten ve mânen neticesi birdir.
Tasavvuf kitaplarında, hak ve hakikati arayan kişiler şöyle tasnif edilmiştir: Eşyanın hakikatini bilmeye tâlip olanlardan, semâvî bir din ile mütedeyyin olanlara millîler, semâvî bir din ile mütedeyyin olmayanlara feylesoflar denilir. Filozoflardan eşyanın hakikatini delil yolu ile araştıranlara meşşâiyyun, rûhî tasfiye vasıtasıyla, yani nefs-i emmarenin terbiyesiyle meşgul olanlara işrâkiyyun denildiği gibi, millîlerden eşyanın hakikatini delil ve hüccet yoluyla tahsile sa’y edenlere mütekellimler, mânevî cihad ile kalbi terbiye edenlere de sofiyye denilir.

Bu konuda geri bildirim bırakın